23 Ağustos 2018 Perşembe

Elektrikli otomobilin ekonomik etkileri ve Türkiye - III



Elektrikli araç teknolojisinin yaratacağı değişiklikler otomotiv değer zincirini derinden etkileyecektir.
1912’de ABD’de 1.750 $’dan 6.000 adet elektrikli otomobil ve 650 $’dan 80.000 adet Ford Model T satılmasından bu yana küresel boyutta dev bir sektör boyutuna ulaşan otomotiv sektörünün oluşturduğu “kurulu düzen” köklü bir değişimin arifesinde. Bu değişimin ülke ekonomilerine etkilerinin çok yönlü olacağı açık.
Bütünüyle pille çalışan elektrikli araçların (BEV), içten patlamalı motorlu (ICE) otomobiller karşısında rekabetçi duruma gelmelerinin önündeki ana engeller olan şarj hızı ve altyapı (çok hızlı şarj birimleriyle 300 km’lik yol için 20 dakikada şarj ve yeterli şarj noktası), mesafe (350 – 500 km) ve fiyat ve toplam maliyetin (pil fiyatlarının 150  $/kWh’ya ve toplam satın alma maliyetinin 2024 -2028’e kadar rekabetçi düzeye inmesi) çözümlenmesiyle EV’lerin önünün 2028’e kadar açılacağı öngörülmektedir.
Sektörde işgücünü ve işlendirmeyi, tedarikçi ilişkilerini, pazarlama ve satış modellerini, pazarın aktörlerini köklü biçimde değiştirecek olan EV’lerde, klasik otomobillerin üçte birini oluşturan motor, aktarma organları ve egzos olmayacaktır. EV’lerin güç birimi bütünüyle farklı olacağından (pil-elektrik motoru), üretimde otomasyon artacak ve işçilik azalacak, tedarikçilerin yerini taşeronlar (pil ve/veya güç biriminin tamamı) alacaktır.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Elektrikli otomobil; bir paradigma değişikliği - II



Otomobil endüstrisi, aynı anda yönetilmesi gereken, evrimsel, devrimsel ve tahrip edici eğilimler arasındaki dönüşümle karşı karşıyadır.

Karayolu taşımacılığının elektriğe dayandırılması yüz yılı aşkın sürede oluşmuş bir altyapının önemli ölçüde değişmesini ve ulaşım sistemi ile enerji sistemi, otomobil üreticileri, elektronik ve yazılım firmaları arasında yeni yapılanmaları ve işbirliklerini gerektirmektedir.  Bu durum otomobil endüstrisinin çok ötesinde bir paradigma değişikliği olarak tanımlanabilir. Bu sistemin içinde, elektrikli otomobillerin (EV) yaratacağı paradigma değişimini kendileri için “tahrip edici” bir tehdit olarak gören içten yanmalı motorları (ICE) geliştirerek direnen bir otomobil sektörü[1] ve rafineri proseslerini iyileştirerek direnecek olan petrol endüstrisi de vardır.
Yönetimlerin araba üreticilerini ve kullanıcıları EV’lere yönlendirmeye çabalarının arkasındaki tek güdü iklim değişikliği etkilerini azaltmak değildir. EV kullanımı, emisyonu doğrudan yerel olarak azaltacağından mega-şehirler için bir çözüm olarak görülmektedir. Ayrıca EV’lerin yaygınlaşması petrol bağımlısı ülkeler için dış ticaret açıklarının azaltılması anlamına da gelecektir. Yeni oyuncular için sektörde rekabet gücü kazanmak bir diğer güdüleyici etmendir. Sonuçta eski endüstrileşmiş ülkeleri ve gelişen ekonomileri paradigma değişikliğine eşzamanlı olarak yönlendiren etmenler farklılıklar gösterebilmektedir. 

3 Ağustos 2018 Cuma

Elektrikli otomobiller ve pillerin gücü - I


Elektrikli otomobiller petrolde dışa bağımlı ülkeler için de önem taşımaktadır.
Moore Yasası’na[1] uygun gelişmeyen teknolojilerin başında pil teknolojisi gelmektedir. Pil teknolojisini güdüleyen en önemli etmen fosil yakıtları kullanan motoru araçlardan kaynaklanan sera gazı etkisini azaltmaktır. ABD’de taşımacılık sektörü. Motorlu taşıtlar ABD’deki karbon monoksit kirliliğinin %75’ine,  sera gazı emisyonunun %27’sine neden olmaktadır. Dünyadaki otomobillerin %30’una sahip ABD, otomobillerden kaynaklanan emisyonun da %50’sine neden olmaktadır.

Pille ilgili bilimsel ve endüstriyel çalışmalara bakıldığında bu alana önemli kaynakların ayrıldığı, çalışmalarda sürüş mesafesini, kullanım süresini, enerji çıktısını (Wh/kg) arttırmaya ağırlığı, dolum süresini ve maliyeti ($/kWh) azaltmaya odaklanıldığı ve bazı sonuçların alınmakta olduğu görülmektedir. Araştırmalar Lityum-iyon (Li-iyon) piller özelinde ve pili oluşturan anot (silikon kullanma), katot (nano kafes yapılar) ve elektrolit (katı hal) üzerinde yoğunlaşmaktadır.

3 Haziran 2018 Pazar

Ü-Nİ-VER-Sİ-TE



Bilim hasadının yapılacağı özerk ve özgür üniversiteler inşa edilmeden evrensel bilim dünyasının asli bir üyesi olmamız olanaksızdır.
Başta siyasi baskılar olmak üzere kadro, bütçe, altyapı, sürekli arttırılan öğrenci sayısı gibi temel sorunlarla bunalan üniversitelerimizin sayısı, yalnızca politik nedenlerle sürekli arttırılmaktadır. Son olarak, YÖK’ün istatistiklerinde 186 olarak görünen üniversite sayısı (113’ü devlet, 73’ü vakıf), 9 Mayıs’ta TBMM Genel Kurulu’nda, 20 yeni üniversite (16 devlet, 4 vakıf) kurulmasını öngören yasanın kabul edilmesiyle 206 oldu. Başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere 13 üniversite bölünerek bazı bölümleri yeni kurulan üniversitelere bağlandı. Bu süreçte ilgili üniversiteler bütünüyle devre dışıydı, muhatap alınan tek kurum YÖK oldu. Eğitimin kalitesi, geleceğin insanını yetiştirmek, bilim yapılmasını sağlamak, özerk üniversiteyi inşa etmek mi? Bu dönemde umut dahi edilemeyecek kavramlar bunlar. Kitlesel bir üniversite eğitimi ancak meslek okulları anlamı taşıyacaktır. Üniversitelerimizi bilimsel ve toplumsal işlevlerini yerine getirecek düzeye çıkartmaya çalışmak yerine niteliksiz mesleki eğitimi garanti eden kurumlara dönüştürmek “bilimin gerekliliğini yadsımakla eşanlamlıdır”.

18 Mayıs 2018 Cuma

Teknoloji Manifestosu!



Belirsizlikler içinde değişen dünyamızda ülkemizin geleceğini yaşam, barış ve refah ekseninde inşa edebilmek için yapılması gerekenleri düşünmenin tam da zamanı. Her alanda yaşadığımız olumsuzluklardan kaynaklanan önceliklerimiz ve ivedi taleplerimiz var elbette. Ancak geleceği inşa etme umutlarının yaklaştığı şu günlerde bu köşenin ilgi alanına giren konularda da söyleyeceklerimiz olmalıdır.

Geleceği etkileyecek en önemli teknoloji alanının bilişim (dijitalleşme) olduğu söylenebilir. Teknolojinin geleceğimizi iş, günlük ve toplumsal yaşam boyutlarında olumlu yönde etkilemesini sağlamak üzere, geleceğin dijital bağlantıları ve dijital becerileri yüksek toplumunu yaratmak üzere hazırlanacak bir Teknoloji Manifestosu için öneriler ana başlıkları ile aşağıda özetlenmiştir.

20 Nisan 2018 Cuma

TÜBİTAK’ı yeniden kazanmak



TÜBİTAK’ı bilim dünyasının sahipliğine bırakmak!
TÜBİTAK, 17.7.1963 tarihinde özerk ve dünyadaki örneklerine benzer yapıda kurulmuştur. Kurum 1993, 2005 ve 2011’de yapılan değişikliklerle, yasasında “idarî ve malî özerkliğe sahip” denilse de önce özerkliğini yitirmiş son olarak da BSTB’nin bir genel müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Kurumun amacı, “ Türkiye'nin rekabet gücünü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için; toplumun her kesimi ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde, ulusal öncelikler doğrultusunda bilim ve teknoloji politikaları geliştirmek, bunları gerçekleştirecek alt yapının ve araçların oluşturulmasına katkı sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini özendirmek, desteklemek, koordine etmek, yürütmek; bilim ve teknoloji kültürünün geliştirilmesinde öncülük yapmak” olarak tanımlanmaktadır (atç). Bu amaç ülkemizin geleceğini derinden etkileyecek görevlere işaret etmektedir.

14 Mart 2018 Çarşamba

Çin Uyanınca … Yer Yerinden Oynar I - II


  Çin yenilik sisteminde ““tekno-nasyonalizmin” izleri görülmektedir

Başlık 1975 yılında Fransızcadan Cemal Süreya’nın çevirisi ile iki cilt olarak yayınlandığında çok ilgi çeken bir kitaptan alınma.[1] Çin’in uyandığını ve “uzun yürüyüşü”ne devam etmekte olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Çin Komünist Partisi (ÇKP) kongreleri her zaman bütün dünya için önemli olmuştur. 18 Ekim 2017’de başlayan ÇKP Ulusal Kongresi’nde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in konuşması da bütün dünyada siyasi ve toplumsal boyutlarıyla kelime kelime yorumlandı. Ülkemizde de sınırlı olarak haber olan ve değerlendirilen konuşma bu köşenin ilgi alanına giren yönü ile ele alınmaya çalışılacaktır.

Xi Jinping’in açılış konuşması dört ana başlık altında toplanabilir; Çin Sosyalizminin Yeni Dönemi, Toplumsal Problemlerin Değişimi, Yeni Dönem Sosyalizminin Fikir Temelleri, Sosyalist ve Modernleşmiş Güçlü Devlet.  Bu başlıklarda değinilen konuların ana hedefi ise “her yönden orta gelişmişlik düzeyinde bir toplum inşa etmede başarılı olunması” ve “halkın güçlü, daha iyi bir hayat yaşama arzusunun çabaların odak noktasını oluşturması” idi.

3 Şubat 2018 Cumartesi

Üretimin arkası


Temel bilim araştırmalarının çıktısı olan bilgiyi uygulamalı araştırma ile teknolojiye dönüştürecek kurumlara gerek vardır… 

Ülkemizin aydınlık geleceğini düşünen, çocuklarını seven, çağdaş kültürden nasiplenmiş kime sorarsak soralım “üretmenin esas olduğunu” söyleyecektir bize. Bir de katma değeri yüksek ürünler üretmenin gerekliliğinden söz edecektir büyük olasılıkla. Bunun gerekleri üzerine düşünüldüğünde ise karşımıza öncelikle üretenleri destekleyen kurumsal yapılar ve uyguladıkları programlar çıkmaktadır.

Genel amaç çok bilinen söylemle üniversite ile sanayi arasında işbirliğini kurmaktır. Ancak bundan anlaşılan sanayicinin “çat kapı üniversiteye ulaşması veya üniversitenin bilgi ve teknolojisiyle sanayide kapı kapı dolaşması değildir. Güçlü bir temel bilimler araştırması sonucu ortaya çıkan bilginin uygulamalı araştırma ile teknolojiye dönüştürülmesidir. Bu “enstitüler” biçiminde yapılanmış ve üniversitelerle ve özel kesim araştırma merkezleriyle yakın ilişki içinde bulunan kurumların kendilerince veya endüstri ile birlikte yapılan uygulamalı araştırmalar sonucu ortaya çıkabilmektedir. Genel özellikleri arayüz kurumu olmaları, ülkenin araştırma altyapısını esas alan ağyapı oluşturmaları, kamu kaynağı ve kontratlı araştırma ile fonlanmaları, çok güçlü üretim ve test altyapılarına ve yüksek nitelikli insan kaynağına sahip olmalarıdır.

12 Ocak 2018 Cuma

Tarımsal Yenilik Platformları

Tarımsal Yenilik Platformları – I

1990’lar ve 2000’lerde ‘yenilik sistemlerindeki’ gelişmeler yansımasını tarım alanında da göstermiştir


Çevre tahribatının bütün hızıyla sürdüğü ve iklim değişikliğinin gün be gün hissedildiği, 2050’de 9 milyar nüfusa ulaşması beklenen dünyamız için de verimli topraklarını ve doğasını inşaatçılara, enerji sektörüne ve madencilere kurban eden ülkemiz için de geleceğin en önemli konusu insanların güvenli beslenmesi olabilir.  

Son yıllarda ülkemizde gıda fiyatlarının sürekli artışına (özellikle yaş sebze ve meyvede) hemen hiçbir çözüm geliştirilemiyor. Diğer taraftan devam eden tarımdan kaçışla birlikte ekilen tarım alanları daralıyor ve tarımsal üretimin azalması nedeniyle tarımsal ürünlerde dış alımımız artıyor. TÜİK verilerine göre 2003’te 5.265 milyon $, 2016’da 15.638 milyon $ olmak üzere bu dönemde toplam dışalım 171.069 milyon $ olmuştur. Tarımsal üretimde küçük çiftçinin ve kadınların hâlâ önemli bir payı var. Bu yazıda tarımdaki olumsuz tabloya bir ölçüde olumlu katkısı olabileceği düşünülen ve tarımdaki değer zincirinde yer alan özellikle küçük üreticiyi ve tüketiciyi daha etkin kılacak ve gıda güvenliğini sağlamaya katkıda bulunabilecek “yenilik platformlarının” tarım alanına uygulanabilirliği tartışılacaktır.

21 Aralık 2017 Perşembe

İleri teknoloji ürünleri için işbirliği modelleri

TYM’lerin ilgi çekmelerindeki ana neden ülkelerin  akademik keşifleriyle ticari yaygınlaşma arasındaki boşluğu kapatmaktaki rolleridir. 



Yüksek teknolojiye dayalı sanayiler yenilikçi ürünler geliştirmede temel araştırmalara daha fazla gereksinim duymaktadırlar. Temel araştırma çıktılarını kalkınmada etkin bir kaynak olarak kullanabilmek için ülkeler çeşitli modeller geliştirerek sınamaktadırlar. Gelinen nokta bilim-teknoloji odaklı kalkınma çabalarının tarihsel süreçte izledikleri, bilim siyasaları (bilimden pazara), teknoloji siyasaları (teknoloji itkili pazar çekimli) ve yenilik siyasaları (bilgi transferi ve kurumsal yapılanmalar) sonrası “açık yenilik” siyasalarını esas alan modellerdir (birlikte bilgi üretimi).

Modellerin ortak yanı üniversitelerle özel/kamu kesiminin bir arayüz marifetiyle bir araya getirilmesidir. Bir başka deyişle ‘üniversite sanayi işbirliğidir’. Ülkemizde de çokça sözü edilip bilinen pek çok nedenle istenen sonuçlar elde edilemeyen bu konuda ileri teknoloji alanlarını hedefleyen ve İngiltere’de geliştirilen Teknoloji ve Yenilik Merkezleri-TYM (Technology and Innovation Centres-(TICs) başka ülkelerce de örneklenen ilgi çeken bir model olarak öne çıkmaktadır.

TYM’lerin ilgi çekmelerindeki ana neden akademik keşiflerle ticari yaygınlaşma arasındaki boşluğu kapatmaktaki rolleridir. Yedi Avrupa ülkesinde 30 TYM’de yapılan bir araştırma, teknoloji ve fikirleri kavramdan ticarileştirmeye dönüştürmede TYM’lerin içinde bulundukları yenilik sisteminde “açık yenilikçi – open innovator” olarak da önemli bir işlevleri olduğunu göstermiştir.